|
|
www.didimkonaklama.com ye hoş geldiniz !
Doğa Cenneti Didim

Güllük Körfezi'ni çevreleyen iki yarımadadan biri (diğeri Bodrum
yarımadası) üzerinde yer alan Didim, 53 kilometrelik sahil şeridinin
üzerinde hemen hepsi kumsal olan onlarca koya sahip. Bu koylar
içinde kuşkusuz en önemlisi, oteller bölgesinin hemen önünde uzanan,
Ege'nin dünyaca ünlü plajlarından biri olan Altınkum.
Didim oldukça sıcak bir iklim kuşağında almasına karşın, düşük nem
oranı yazın bunaltıcı sıcaklardan şikayet edenler için iyi bir
seçenek oluşturuyor. Yöredeki 200'e yakın turistik tesis her zevke
ve keseye hitap edebilecek çeşitlilikte. Ev pansiyonlarından
otellere, kamp yerlerinden tatil köylerine uzanan geniş bir yelpaze
içinde pek çok konaklama seçeneği var. Zamanınızı tertemiz kıyı
şeridinde denize girerek, büyülü Ege maviliklerinde tekne gezisine
çıkarak, su sporları yaparak ya da yöredeki tarihi ve turistik
yerlere düzenlenen günlük turlara katılarak değerlendirebilirsiniz.
Tarihi yerlerin başında Apollon Tapınağı geliyor. Apollon antik
dünyanın en büyük üçüncü tapınağı olmasının yanında, dünyanın yedi
harikasından biri olan Artemis Tapınağı'nın mimari ikizi. Didim,
konumundan dolayı büyük bir avantaja sahip. Ege'nin, dolayısıyla
antik dünyanın pek çok yerleşim yeri, günlük turlarla gidilip
gezilebilecek uzaklıkta. Örneğin antik çağın filozoflar kenti Milet,
Didim'e sadece 20 km. mesafede. Bu çağın yedi bilgesinden biri olan
Tales, dünyanın ilk haritasını yapan Anaksimandros, filozof ve
tarihçi Hekaitos, şehir plancısı ve mimar Hippodamos Milet'te
yaşamış.
Kurulduğunda deniz kenarında olan kent, Büyük Menderes nehrinin
taşıdığı alüvyonlar yüzünden bugün ovanın ortasında kalıyor.
Menderes Nehri'nin bir başka "eseri" de Didim'e 30 km uzaklıktaki
Bafa Gölü. Bafa, eskiden Ege Denizi'nin bir koyu iken, ırmağın
taşıdığı alüvyonlarla denizle ilişkisi kesilerek göle dönüşmüş.
Didim'den 15 km. uzaklıkta ise mavi ile yeşilin kucaklaştığı şirin
tatil beldesi Akbük bulunuyor. Bizans döneminde psikoposluk merkezi
olan antik kent Priene, ilginç taş evleriyle eski Rum köyü Doğanbey,
doğa cenneti Karina, bir başka doğa cenneti Kazıklıkoyu, Dilek
Yarımadası Milli Parkı.
Didyma Apollon Tapınağı
M.Ö. 6. yüzyılda Zeus'un oğlu ve Ay Tanrıçası Artemis'in ikiz
kardeşi Apollon adına, Branhid kahinleri için yapılmıştır. M.Ö
494'te Persler tarafından tahrip edilen, Büyük İskender,
Seleukhoslar, Bergamalılar ve Romalılar zamanında yeniden kurulan ve
eklemeler yapılan Apollon Tapınağı, antik dünyanın en ünlü kehanet
merkeziydi. Panormos limanından denize açılacak tüccar ve askerler
burada fal baktırır, tanrılara kurban sunarlardı. Bir söylenceye
göre Büyük İskender, Didim'e geldiğinde uzun yıllar önce kurumuş
olan bir çeşmeden fışkıran sular, Büyük İskender'in baş tanrı
Zeus'un oğlu olduğunu duyurmuş. Heredot, M.Ö. 6. yüzyılda Mısır
Kralı II. Necho ile Lidya Kralı Kroisos'un Didim Tapınağı'na adaklar
sunduklarını yazar. Kutsal avluya inilen kapıların arasında yer alan
70 ton ağırlığındaki tek parça mermer blok, dünyanın en büyük mimari
elemanı olarak tanımlanıyor. Dört yanından basamaklarla çıkılan
platform üzerine çift sıra oturtulan 124 adet sütunla çevrili bu
anıt eser, birkaç bölümden oluşuyor. ...
...
...
...
Miletos (Milet)
Büyük Menderes ırmağının Ege Denizi'ne ulaştığı yerdeki yarımada
üzerinde kurulan Miletos, İyonya'nın en eski yerleşimlerinden biri.
Bazı antik coğrafyacılara göre Milet'i kuranlar Giritliler,
Homeros'un İlyada'sına göre ise Atina Kralı Kodros'un oğlu Neleus
önderliğindeki İyonyalılar.
Kente ait ören yeri, Eski Balat Köyü'nde geniş bir alana yayılmış.
Milet; mimari, arkeolojik ve kültürel özellikleriyle önemli bir
yerleşim olmasının yanısıra, üretim ve ticaret ilişkileri nedeniyle
ekonomi tarihçilerinin, doğa filozoflarının kenti olması nedeniyle
de felsefecilerin yoğun ilgisini çeken bir metropol. Bazı antik
coğrafyacılara göre Milet'i kuranlar Giritliler, Homeros'un
İlyada'sına göre ise Atina Kralı Kodros'un oğlu Neleus
önderliğindeki İyonyalılar. Milet, İyonlar tarafından geliştirilmiş
ve M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren Ege'nin önde gelen ticaret, kültür,
sanat ve bilim merkezi olmuş. Bu dönemde yetenekli Miletli denizci
tacirler ve koloniciler, Karadeniz, Ege, Marmara ve Akdeniz'in dört
bir yanında çok sayıda ticaret kolonisi kurmuşlardı. Yapılan
arkeolojik kazılar sonucunda burada seramiğin yanı sıra metal
sanayisinin de erken dönemlerde geliştiğini gösterir.
M.Ö. 546'da Lidya ile beraber Pers egemenliğine giren kent, M.Ö.
464'te Perslere karşı giriştiği bağımsızlık savaşlarında yenik düştü
ve acımasızca yakılıp yıkıldı, halkı tutsak ve sürgün edildi. Kent,
M.Ö. 334'te Büyük İskender, daha sonra Seleukhos ve Bergama
krallıkları ardından, Roma ve Bizans'ın egemenliği altına girdi.
Antik çağlar boyunca Milet'in, dört limanı vardı. Özellikle Roma
döneminde anıtsal mimari yapılarla donatıldı. Daha sonra Büyük
Menderes'in taşmasıyla bataklığa dönüşen ve denizle bağlantısı
kesilen kent, giderek önemi yitirdi. İlk Miken yerleşimiyle başlayan
iskan, Türkler'in Anadolu'ya egemen olduğu Plataia (Balat) yerleşimi
ile devam etti.
Tiyatro
Tiyatro yapısı ve görkemiyle dikkat çekiyor. Dört ayrı inşa evresi
olan tiyatro, bir yamaç üzerinde oturtulmuş. Denizden yüksekliği 40
metre kadar. Diğer antik tiyatro yapıları gibi üç bölümden oluşur.
Hellenistik dönemde yapılan tiyatro, M.S 200'lerde onarım görmüş.
Faustina Hamamı
Milet'te ayakta kalan başlıca yapıtlardan biri. Güney agora ile
tiyatro arasında bulunuyor. Önde bekleme salonu ve bitişiğinde
Muza'lar odası yer almakta.
Serapis Tapınağı
Dört basamaklı merdivenle çıkılan tapınak, dikdörtgen biçiminde.
Tapınak beşerden iki dizi sütunla üç nefe ayrılmış. Girişteki tavan
bölümlerinde tanrıların kabartmaları görülüyor. Oluklu, dört sütunlu
korent başlıkları üzerinde yer alan arşitrav (baştaban), onun
üzerinde de, Helois Serapis kabartması bulunan üçgen yer alıyor.
Priene
Söke-Bodrum yolunun 5. km'sinden ayrılan Güllübahçe asfaltına
girdiğinizde, ülkemizin en güzel ören yerlerinden biri olan
Priene'nin tabelasını görüp sağa gireceksiniz. Milet - Didim
yönünden geliyorsanız Atburgazı üzerinden gidecek ve 21. km'den sola
döneceksiniz. Girişte park yeri var. İçeri girdiğinizde antik kentin
planını gösteren düzgün bir tabela bulacaksınız. Priene ve diğer
antik yerler üzerine yabancı dillerde yazılmış kitaplar da girişte
satılıyor. Kent Samsun (Mykale) Dağı eteğine kurulmuş. Kentin
bulunduğu yükseklikten baktığınızda görülen geniş ve düz ovada
çeltik tarlaları var. Eskiden burası denizdi ve Priene'nin iki
limanı vardı. Kent MÖ. 350'de eski kentin yerine kurulmuş.
Hippodamos sistemine göre ızgara biçiminde ve dört set olarak inşa
edilmiş.
Önce İskender, sonra Bergama Krallığı ve Roma egemenliğinde kalmış,
Bizans Çağı'nda Piskoposluk merkezi olarak önemini sürdürmüş olan
kent, XII. yüzyılda terkedilmiş. Menderes Nehri'nin körfezi
doldurması sonucunda, liman kenti özelliğini yitirip zenginliğini
kaybetmiş. Kente girince yolun kuzeyinde su ihtiyacını karşılayan üç
sarnıç bulunuyor. Sağa sapıldığında Mısır tanrılarının tapınağını
görebilirsiniz. Bilinen en eski tiyatrolardan biri olan tiyatrosu
5000 kişilik. Tiyatro aynı zamanda halk meclislerinin toplantı
yeriymiş. Elli sıradan oluşan tiyatronun ilk sırası protokol için
yapılmış özel koltuklardan oluşuyor. Bu sıranın tam ortasındaki özel
koltuk krala ayrılmış. Tiyatronun yanında Bizans Kilisesi, kilisenin
güneyinde yukarı gymnasion ve hamamı bulunuyor. Demeter Temenosu
Akropol'ün eteğinde. Athena Tapınağı kentin en hakim yerine
kurulmuş. Bazı sütunları sütun başları ile birlikte ayağa
kaldırılmış. Tapınağın sunağının yalnızca temelleri görülebiliyor.
Sunağın kabartmalarından bir kısmı İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde
görülebilir.
Meclis toplantılarının yapıldığı Bouleuterion ise 640 kişilik.
Sıraları günümüze ulaşan yapıda o dönemlerde sürekli kutsal ateş
yanarmış. Athena Tapınağı'nın alt tarafında ana caddenin kenarında
balık ve et pazarı ve evler yer alırmış. Agora'nın güneybatı
köşesinden güneye doğru merdivenli yoldan inildiğinde surlara yakın
gymnasion görülüyor.
Heraklia
Beşparmak Dağları'nın güney eteklerinde, gölün kıyısına kurulu
Heraklia'ya Çamiçi Köyü'nden dönüp, 9 kilometrelik toprak yolla
ulaşabilirsiniz. Yol önce Kapıkırı Köyü'ne ulaştırıyor sizi. Köye
girmeden, sahile inen bir yol ayrılıyor. Karşınızda Heraklia, antik
yapılarıyla bir tarih hazinesi... Heraklia'nın tarihi M.Ö. 7.
yüzyıla uzanıyor. Hellenistik ve Roma dönemlerinde parlayan kent,
deniz ticaretiyle zenginleşmiş. Bizans döneminde ise psikoposluk
merkezi olmuş. Kayalık ve engebeli bir arazi üzerine kurulan kent,
6.5 metre yüksekliğinde surlarla ve 65 kuleyle çevrilmiş. Mükemmel
denecek kadar düzgün olan taş işçiliği bugün bile farkediliyor.
Kentin içindeki Athena Tapınağı, günümüze kadar gelebilmiş şanslı
yapılardan. İki katlı olarak inşa edilen Agora'dan ise geriye tek
kat kalmış. Yinede dükkan ve hanların yerlerini görebiliyorsunuz.
Agora'nın doğusundaki "U" planlı yapı, M.Ö. 2. yüzyılda inşa edilen
Şehir Meclis Binası. Sonra sırasıyla tiyatro, Endymion Kutsal Alanı
ve Haham Manastırı'nı gezebilirsiniz.tek kalıntı, ahır olarak
kullanılan bir mabedin önündeki Roma devrinden kalma yazıt. |
|