|
|
B A F A G Ö L Ü
Eskiden Ege Denizi'nin bir koyu olan Bafa Gölü'nün, Büyük Menderes
nehri tarafindan tasinan alüvyonlar neticesinde denizle olan ilskisi
kesilmis ve bu koy bir gün ''lagün'' haline dönüsmüstür. Göl Didim'e
30 Km mesafede, Söke - Milas Karayolu'nun dogusunda yer almakta
olup, 7 bin hektarlik alani kaplamaktadir.
Maksimum derinligi 25 metre kadardir. Gölün su kaynagi, Büyük
Menderes nehrinin düzenli taskinliklari ve etrafindaki dagliklardan
gelen yeralti ve yer üstü sularidir. 1985 yilin Devlet Su Isleri
tarafindan yaptirilan taskin önleme seti, Bafa Gölü'nün Büyük
Menderes Nehri ile olan iliskisini kesmis, sonuç olarak da göl
seviyesini iki metre düsürmüstür. Bu ise gölün biyolojik
üretgenliginin giderek azalmasina sebep olmustur.
Tipik Akdeniz bitki örtüsünün gözlendigi göl çevresi, zeytinlik ve
çam ormanlari ile kaplidir. Gölde irili ufakli adalar mevcuttur.
Bunlarin en önemlisi ikiz ada, Menet Adasi ve Hayalet Adadir.
Yapilan arastirmalar neticesinde gölün en az Büyük Menderes deltasi
kadar önemli oldugu ortaya çikartilmistir. Uluslararasi önemli kus
alanlari listesinde yer alan göl ve çevresinde, Dün çaginda nesli
tehlike altinda olan Cüce, Karabatak ve Deniz Kartali gibi kus
türlerinin üredigi, bunun yani sira gölün kis aylarinda yüzlerce
ördek ve su kusu türü tarafindan beslenme ve barinma yeri olarak
kullanildigi tespit edilmistir.
Gölün Zoo-plankton ve su bitkileri açisindan çok zengin olmasindan
bir çok balik türünün gölde yasanmasina imkan saglanmaktadir.
Denizden göle degisik zamanlarda göç eden çesitli balik türleri
gölde beslenmekte ve kisa zamanda erismektedirler. Fakat bu,
özellikle gölün su seviyesinin düsmesi ile yok olmakla karsi karsiya
kalmistir.
Balikçilik açisindan çok büyük kaynaklara sahip olan gölde 700 den
fazla üyesi bulunan Su ürünleri Kooperatifi bulunmaktadir.
Civarda yasayan halkin yani sira, diger bölgelerden gelen balikçilar
için de büyük ekonomik degere sahiptir. Son yillarda gölün stokunda
büyük miktarda azalmalara neden olmustur. Bu azalmanin en büyük
nedeni ise Büyük Menderes Nehri'nin su rejiminin degistirilmesi ve
nehir ile Bafa Gölü arasinda insa edilmis taskin seddidir. Ayrica
Göl etrafinda yasayan çiftçiler, tarim alanlarini sulamak için
gerekli suyun yani sira küçük ve büyükbas hayvanlarinin su
ihtiyacini da gölden karsilamaktadirlar. Fakat son yillarda göl
seviyesinde meydana gelen iki metreye ulasan azalma suyun
tuzlulugunu artirmakla ve kullanim imkanini azaltmaktadir.
Devet su isleri tarafindan yaptirilan ve ülkemizde de tek olan sisme
baraj ile, Bafa Gölü tekrar Menderes Nehri ile düzenli ve kontrol
altinda irtibatlandirilarak, gölün suyunun tuzlanmasi ve
derinliginin azalmasi önlenmektedir. AAkyeiköy Beldesi, Dalyan
Bahallesi'nde bulunan baraj ihtiyaç duyuldugu zamanlarda sisirilerek
göle su verilmekte, ihtiyaç oldugun da ise indirilerek ovaya su
verilmektedir.
Biyolojik yapisi nedeniyle, bilimsel arastirmalar için bulunmaz bir
merkez olan Bafa Gölü, 1994 yilinda ''Tabiat Parki'', göl ile
iliskili bulunan Menderes Deltasi Milli Park statüsü kazanmistir.
Menderes Deltasi, genis bir alanda bereketli topraklari ve ayni
sekilde bereketli dalyanlari içermektedir. Delta ve Bafa Gölü;
içinde barindirdigi hayvan ve bitki türleri, farkli dogal
güzellikleri ile kesfetme duygusuna gem vurmayanlara, yeni ufuklar
sunmaktadir.
İLK ŞİŞME BARAJ
Antik çağın Latmos Körfezi olan, Menderes Nehri'nin denizden
kopardığı ve aslında bir lagün olan Bafa Gölü canlılığını yine
Menderes Nehri'ne borçlu. Her yıl taşıknlarla göle dolan nehrin
suları, gölün oksijen kaynağı. Ayrıca tuzluluğunun artmasını
engelleyerek göldeki canlıların çeşitliliğini var eden ve koruyan
yine Menderes... Bu nedenle yıllarca kanallarla ovayı sulamak için
kullanılan Menderes'in göle taşamaması, Bafa Gölü'nü olumsuz
etkilemiş, bu durumu gidermek için, Didim Dalyan'nda Türkiye'nin tek
şişme barajı yapılmış. Barajın içi hava doldurularak şişirilen seti;
zaman zaman nehrin sularını taşırılarak göle, ihtiyaç olduğunda ise
set söndürülerek su ovaya veriliyor. Gölün biyolojik yapısı, bu
özgün yapısı nedeniyle bilimsel olarak doğal bir laboratuvar gibi ve
çevresindeki Tabiat Parkıyla, Menderes Deltasıyla bir bütün olarak
önemli bir doğal alan.
YÜRÜYÜŞ PARKURLARI
Bu önemli doğal alan, çevresindeki uygarlık izleri ve kalıntılarıyla
da pekçok ayrı güzelliği bağrında saklıyor. Gölün Didim ile Milas
arasında olan kısımında, çeşitli yürüyüş parkurları, uçsuz bucaksız
zeytin bahçeleri içerisinde piknik ve mesire alanları bulunuyor.
Didim'e 80, Milas'a 39 km uzaklıktaki Heraklia antik kenti ise
günümüzde gölden ve denizden uzak kalmış İon kentlerinden farklı
şekilde, Gölün hemen yanıbaşına kurulmuş bir şehir. Karia Kralı
Mousolos'un emriyle kurulan Heraklia İyonya'da olmasına rağmen, daha
yakın olduğu Karya kentlerinin özelliklerini taşıyor ve o kentlerin
kaderini paylaşıyordu.
HERAKLİA KALINTILARI
Heraklia Antik Kenti; Kapıkırı Köyü ile iç içe kalmış. Öyleki köyün
okulunun bahçesinde antik kentin agorası, pekçok evin duvarında
kentin surlarının ve sütunlarının parçaları, tarlaların içinde ise
antik yapıların kalıntıları bulunuyor.
Köyün içinde pekçok ev pansiyona ya da restoranta dönüştürülmüş ve
küçük aile işletmeleri şekilindeki onlarca pansiyon ya da restorant
yılboyu ziyaretçilere hizmet veriyor. En büyüğü köyün hemen
karşısında olmak üzere pekçok ada ve adacığın bulunduğu Bafa
Gölü'ndeki, bu adaların bazılarında manastır kalıntıları yer alıyor.
Zaten Hereklia'nın sırtını yasladığı dağlar çok sayıda manastıra ev
sahipliği yapıyor. Antik çağda mermer ocaklarıyla ayakta duran ve
Didyma'ya, Priene, Milet'e mermer sağlayan kent, Latmos'un denizle
bağlantısını kaybetmesi nedeniyle ticari olarak önemini kaybetmiş ve
Roma dönemini de kapsayan uzun yıllar oldukça sönük kalmış.
KEŞİŞLERİN MERKEZİ
Bizans döneminde, Ortadoğu'dan gelen keşişlerin yaşamak için
Beşparmak (Latmos) Dağları'nı seçmesi nedeniyle yeniden canlanan
Heraklia, Anadolu'nun en büyük manastır merkezlerinden birine
dönüşmüş. Bu manastırda yaşayan din adamlarından bazıları oldukça
ünlendiği için, o yıllardan bugüne değin, bölgeye çok sayıda
ziyaretçinin gelmesine vesile oluyor. Ayrıca bir inanışa göre,
bölgede yaşayan keşişler, bu dağlardaki mağaralardan birinde
Endymion'un mezarını bulduğu varsayıyor.
MAĞARA RESİMLERİ
Bu mağaralar aynı zamanda Anadolu'daki en eski mağara resimlerinden
bazılarına da ev sahipliği yapıyor. Kanla çizilmiş ve profilden
insan figürlerinin yer aldığı mağara resimleri, korunaklı doğal yapı
ve iklim sayesinde günümüze ulaşabilmiş. Manastırlara ve mağaralara,
Kapıkırı'nın hemen yanıbaşındaki Gölyaka Köyü'nden başlayan bir
partika ile ulaşılıyor. Yaklaşık iki, iki buçuk saatlik bir yürüş
parkuru olan bu güzergah, unutulmaz manzaralar eşliğinde, adeta
zaman içinde bir yolculuk imkanı sunuyor. Bu yürüyüş parkuru için
köyden rahatlıkla rehber bulabilirsiniz. Ayrıca Heraklia'dan Bafa
Gölü'nü küçük balıkçı kayıklarıyla gezebilirsiniz...
GEZGİNLERİN VAZGEÇİLMEZİ
Tarihin Babası Heredot'un; "gökyüzünün altında bilinen en güzel
topraklar" diye tanımladığı İon toprakları, tarihin her dönemi
çeşitli özellikleriyle cazibe merkezi olmuş. Bafa Gölü ve çevresi
doğal güzellikleri, bereketli toprakları ve sıcak iklimiyle
yoğrulmuş, tarihin değişik dönemleriyle iç içe yaşayan bilgelikteki
sevecen insanlarıyla bugün de gezginlerin güney Ege'deki vazgeçilmez
uğrak yerlerinden birisidir.
NASIL GİDİLİR?
Heraklia'ya ulaşmak için Milas'tan minibüs bulunabilir. Diğer
taraftan, Milas Karayolu'ndan Gölyaka, Kapıkırı yol ayrımının
bulunduğu mevkiide Ecevit'in Kahvesi'ne giderseniz, rahatlıkla
ulaşım sorununu çözebilirsiniz.
NEREDE KALINIR
Kapıkırında çok sayıda ev pansiyon mevcuttur. Selenes Pansiyon:(0252
543 52 21) ve Agora Pansiyon:(0252 543 54 45) dikkate değer. Ayrıca
köyde kamp kurmak mümkün ve tüm köy halkı kampçılara her türlü
yardımda bulunuyor. Bunların dışında, Bafa Gölü kıyısında Clup
Natura Oliva:(0252 519 10 72) konaklama için iyi bir seçenek.
NE YENİR
Bafa Gölü'nün çevresi, her şeyden önce özellikle haftasonları yöre
halkı için piknik ve mesire alanıdır. Yani çok sayıda mangalcı
yolunuza çıkacaktır. Pınarcık Köyü'nde, Bafa Beldesi'nde taze et ve
sucuk temin edebilir, pekçok yol boyu retorantında et yemekleri
yiyebilirsiniz. Heraklia'da ise sofralar Gölün leziz balıklarıyla
taçlanır.
BAFA GÖLÜ TARIHÇESI
Bafa Gölü ve çevresi yüzyillar boyunca eski uygarliklarin besigi
olmustur. Uygarliklarin baslangici Tas Devri I.Ö. 6500 y.y.
dayanmaktadir. 1994' de yapilan arastirmalar sonucunda su ana kadar
50' ye yakin magara resimleri de bu devre aittir. 10 y.y.'da Ege
kiyilarinda yasayan Karyalilar eski Latmos sehrini kurmuslardir.
Geçimlerini mermer yataklarinda çalisarak saglamislardir. Antik
Milet sehri ve Apollon Tapinagi' da (Didim) burdan çikarilan
mermerler ile insaa edilmistir.
Helen dönemine kadar Lidyalilar, Persler buralarda hüküm
sürmüslerdir. Büyük Iskender'in gelisi ile I.Ö. 3 y.y.'da Pleistarch
adi altinda bir yönetici Herakleia sehrini kurmustur. Bu arada eski
sehir Latmos harabeye çevirilip Nekropol olarak kullanilmistir.
Yaptigimiz yürüyüslerde Herakleia' ya varmadan önce Latmos
eteklerinde eski sehir Latmos'un izleri görülür. Yüzlerce Karya
mezarlari, teraslar, merdivenler, islenmis kayalar ve ev sekilleri
görülebilir. Koca (Gnays) kayalar arasindan geçilip 150 m.' ye kadar
çikildiginda Bafa Gölü ve çevresi , Latmos dagi dahil olmak üzere
tüm güzelliklerini gözler önüne serer. Erozyana ugramis kayalar
olusturduklari sekillerle bizleri hayal alemine sürükler. 2 saatlik
bir yürüyüsten sonra 6.5 km. uzunluktaki Heraklaia' ya ait (halen
bir kismi ayakta durankale ve sur duvarlarina ulasilir.
Roma devrinde genisletilen sehir Athena Tapinagi, Tiyatrosu, Agorasi
yenilenmis ve halen ayakta durmaktadir. Yürüyüsümüz Ay Tanriçasi
Selene ve Çoban Endymion efsanesi ile noktalanir.
I.S. 4 y.y.'da Büyük Menderes'in getirmis oldugu aliviyonlar Miletos
ovasini ortaya çikarmis ve Bafa Gölü'nü olusturmustur. Bafa Gölü
çevresinde 8 y.y.'da Arap istilan sonra Suriye' den gelen
Hristiyanlar tarafindan birçok Manastir kurulmus ve bu Hristiyanlar
13 y.y.'a kadar buralarda yasayip Patmos Adasi'na göç etmislerdir.
...
...
...
...
P R I E N E
Söke ilçe merkezine 15 km. uzaklıktaki Güllübahçe Kasabası
yakınındadır. Miletoslu ünlü mimar Hippodamos'un planına göre
kurulmuş olan şehir Helenistik karakterdedir. Günümüze öteki
kentlerden daha sağlam olarak ulaşmış olan Priene önce Pergamon
Krallığının, daha sonra ise Roma ve Bizans'ın egemenliğine
geçmiştir. Prytaneum, Bouleuterion, Evler, Athena Mabedi, Büyük
Kilise, Tiyatro, Yukarı Gymnasion, Mısır Mabedi, Kutsal Stoa, Agora,
Büyük İskender Mabedi veya Kutsal Evi görülmeye değerdir.
Antik çağın en büyük tarihçilerinden olan, aynı zamanda tarihin
babası olarak bilinen "Anadolu'lu HEREDOT", kitabında bölgemiz için
şöyle der : "Panionion'da toplanan İyonlar, kentlerini bizim
yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü altına ve en güzel iklime
sahip yörede kurmuşlardır.
Güneyden başlayarak ilk kentleri Miletos'dur; hemen sonra Myus ve
Priene gelir..."Gerçekten de Milet, Didim ve Priene Antik
Kentleri'nin yer aldığı bölge, Anadolu'nun en güzel bölgelerinden
birisidir.Günümüzden 2000 yıl önce Söke Ovası tamamen bir deniz,
Bafa Gölü de bir koy şeklindeydi. Bu denizin kenarında Antik Çağın
en güzel kentlerinden Priene yer alıyordu. Priene'liler denizcilikle
uğraşıyorlardı.
Priene'nin kelime anlamı "Hisar Yurdu" demektir. Priene kentinin ilk
önce nerede kurulduğu belli değildir. M.Ö. 494 yılında İyon Birliği
ile Persler arasında yapılan Lade Deniz Savaşı'na Priene'liler 12
gemi ile katılmışlardı. Savaş sonunda İyon donanması yenilgiye
uğrayınca Milet ve Apollon gibi Priene kenti de yakılıp yıkıldı.M.Ö.
350 yıllarına doğru kent yeniden bugünkü yerinde inşa edildi.
Milet'li ünlü şehirci-mimar "Hippdamos"un, kendi adıyla anılan "Hippodamos
Planı"na göre yeniden yapılan bu kent, arkeolojide Hellenistik çağın
en güzel kentlerinden biri olarak bilinir. Kentin "Naulochos" adında
bir limanı olduğunu belgelerden biliyoruz ama bu limanın yeri henüz
belli değildir.
12 İyon kenti olan Milet, Priene, Myus, Efes, Kolophon, Eritrai,
Klazomenai, Foça, Samos, Kios, Teos, ve Lebedos'un meydana
getirdikleri dini ve siyasi birliğin toplantı merkezi olan "Panionion",
Priene'nin sınırları içinde kalıyor ve buradaki törenleri
Priene'liler yönetiyorlardı. Bu da Priene'nin önemini arttırıyordu.
Ayrıca M.Ö. 6.yy'da Priene'de antik çağın yedi bilgesinden birisi
sayılan filozof ve hukukçu "Bias" yaşamıştır. (Antik çağda bilim ve
sanata yön veren yedi bilge şunlardır; Milet'li Thales, Priene'li
Bias, Girit'li Epimenides, Atina'lı Solon, Sparta'lı Khilon,
Korint'li Periandros ve Syra'li Pherekydes)Priene kenti, Menderes
Nehri'nin yavaş yavaş denizi doldurması sonucu bugün denizden epey
uzaklaşmıştır.
Etrafın bataklık hale gelmesi ve deprem sonucunda 13. yy.'dan sonra
tamamen terkedilmiştir. Ortaçağdan sonra bugünkü "Güllübahçe"
kasabası'nın bulunduğu yerde "Samson" adlı bir şehir olduğunu, Rum
yerleşmesi zamanında kasabanın adının "Glebec" olduğunu
biliyoruz.Priene'de kazılar 1765-1769 yılları arasında İngiliz'ler,
1895-1898 arasında Alman'lar tarafından yapılmış, bulunan eserlerin
çoğunluğu Almanya'ya götürülmüştür.
Priene'nin önemli kalıntıları şunlardır :
- Athena Tapınağı,- Tiyatro,- Bouleuterion (Meclis Binası),-
Prytaneion (Yürütme Kurulu Binası),- Kutsal Stoa/Galeri,- Agora,-
Gimnazyumlar,- Stadyum,- İskender Evi,- Zengin Evleri,- Zeus Olympos
Temeno'su, (Temeno:Tapınakları çevreleyen kutsal alan)- Mısır
Tanrıları Temeno'su,- Demeter Tapınağı,- Kent Surları,- Kuzey
Tepedeki Akropol.
|
|